Annem...

2003 yılının Şubat ayıydı... Sabah çalan telefondaki ses, yoğun bakımda yatmakta olan babamın durumunun ağırlaştığını ve hastaneye gelmemiz gerektiğini söylüyordu. Evde herkes telaşlı, uzun koridorda abimin bir uçtan bir uca gidip gelip "eyvah babam gitti, adamı götürdüler" diyerek söylenip durması o güne dair hatırlayabildiğim pek az sayıdaki anlardan biri...

 
Ben nasıl toparlanıp hazırlandığımı bilmiyorum ama kimseyi beklemeden tek başıma taksiye binip hastaneye gittiğimi hatırlıyorum. Yoğun bakımın önündeydim işte, yaklaşık 3 aydır hastanede yatan babacığımı görecek, ilk ameliyatta yapılan hatayı telafi etmek için 2 ayda 3 büyük ameliyat geçiren, "kesilip biçilen" babama: "-Nasılsın?" diye soracaktım. Kapıda duran hemşireye: "-Babamı görebilir miyim?" diye sorduğumda aldığım cevabı ömrüm boyunca unutamayacaktım; "Mustafa amca morgta...". Hemşirenin bana bunu söylerken ağladığını hatırlıyorum. Etrafıma bakındım, gözlerim bulandı. 3 aydır her gün gittiğim hastanenin bazen arka kapısından çıkıp giderken gördüğüm ve her geçişimde de ürktüğüm morgun kapısına kadar gittim, fakat girmeye cesaret edemedim. Evden çıktığım hızla şimdi de hastaneden eve dönüyordum. Sonrasını hatırlamak bile istemiyorum.
 
Ailecek bildiğimiz ve içimizi yakan tek şey babamın, tabii her şeyin sebepler dairesinde olduğunu bilsek de rahatsızlığından değil, tamamen doktor hatasından aramızdan ayrılmasıydı. Aradan geçen sekiz yıl boyunca babama üzüldük, zaman zaman ağladık ve tabii ki özledik...
 
2010 yılının son günleri... Annem ısrarla sürekli gittiği doktora değil de tavsiye edildiği için gitmek istediği başka bir doktora onu götürmem için bana rica ediyor. "-Anneciğim Tolga (eşim) askerden gelsin öyle gideriz." diyorum. Annem o sıralar eşim askerde olduğu için bende kalıyor. Nefesinin daraldığını ve ısrarla o doktora gitmek istediğini söylüyor. Abimi arıyoruz, annemi hiç tanımadığı halde 3 yıldır gitmek için ısrar ettiği doktora götürüyoruz.
 
Doktor ertesi gün bir kardiyoloji merkezinde bazı tetkikler yapılmasını istiyor. Yaptırıyoruz ve anjiyoya karar veriliyor. 3-4 gün bazı aksilikler neticesinde ertelenen anjiyo nihayet 31 Aralık günü yapılıyor. İçimde bir korku, huzursuzluk...  Zaten 3 yıl önce bypass ameliyatı olduğu için tekrar damar tıkanıklığı çıkmasından korkuyoruz. Doktor sevindirici haberi veriyor: "-Gözünüz aydın bütün kalp damarları açık." O andaki sevincimi tarif edemem. Allah'a şükrediyorum...
 
Anjiyodan sonra kasıkta anjiyo yapılan damara hemşireler bastırıyor. Hemşire daha sonra başka bir hemşireyi çağırıyor. Kıyafetinden, sorumlu hemşire olduğunu anlıyorum. Bu sefer de o bastırıyor var gücüyle...  Annemin çok acı çektiği yüzünden belli... :( İkinci hemşire de yetmiyor, üçüncü bir hemşire geliyor ve o da var gücüyle bastırıyor. Söyledikleri tek şey "-Damar atıyor, damar atıyor..." O anda, bir sorun varsa doktor çağırın diyeceğim ama diyemiyorum, keza bir sorun olduğu belli. Ama anjiyonun sonucunda başımıza gelecekleri nerden bilebilirdik ki. Bu zamana kadar anjiyonun çok basit bir şey olduğunu biliyorduk hep. Hem önemli bir şey olsa başındakiler hemşire değil mi?.. 6 saat sonra hiçbir hemşire ve doktor kontrol etmeden annem taburcu ediliyor. Zaten hastanede morarmaya başlayan bacak eve geldikten sonra iyice morarıyor.
 
Saat gecenin dördünde anneciğimin inleme sesiyle uyanıyoruz. Hastaneyi arayıp durumu anlatıyorum. Doktor olmadığını ve sabah gelmemiz gerektiğini söylüyorlar. Bizi bekleyen 72 acı dolu gecenin ilkini o gece yaşıyoruz. Bypass ameliyatı için damar alınan bacağa çok bastırıldığı için morardığını düşünüp sabahı bekliyoruz ama nasıl bekleyiş...
 
Sabahın ilk dakikalarında doktorumuzu aradığımızda hemen hastaneye getirin diyor. Annemi kaldırmayı denediğimizde düşüp bayılıyor ve hemen ambulans arıyoruz, ulaşmakta güçlük çektiğimiz ambulans nihayet geliyor. Anjiyo yapılan damarın iç kanama yaptığını ve annemin çok kan kaybettiğini öğrendikten sonra anneciğimin gece boyunca çektiği sıkıntı gözlerimde canlanıyor. En yakındaki hastanenin kapısından: "-Kendi hastamız değil..." bahanesiyle geri çevriliyoruz, ardından anjiyo yapılan hastanenin bize daha yakın bir yerdeki şubesine gidiyoruz ancak türlü durumlardan sonra en nihayetinde anjiyonun yapıldığı hastaneye varıyoruz.
 
Hemşirelerin yaptığı hataları hastane ve doktor hataları takip ediyor. Bacağındaki iç kanamadan oluşan kanamayı temizlemek için ameliyat yapılıyor ve yara enfeksiyon kapıyor. Daha sonra akut böbrek yetmezliği… Böbreklerle ilgilenen doktor 5. gün açılır enfeksiyon ve antibiyotiklerden diyor… Dediği gibi oluyor ve 5. gün böbrekler çalışıyor. Biz bütün bunları yaşarken kısaca ben bunları anlatırken günden güne iyice rahatsızlanan anneme her bakışımda daha çok üzülüyorum. Bu hastaneye yürüyerek geldiği günü düşünüyorum. Şimdi ise ayağa kaldırmak için beş on adım attıralım diye nasıl uğraşıyoruz...
 
Daha sonra doktoru hastanın iyileştiğini ve enfeksiyondan kapanmayan yaraya ufak bir operasyon yapılıp bir hafta içinde taburcu edileceğini söylüyor. İkinci operasyondan sonra annem tekrar daha büyük bir enfeksiyon kapıyor ve böbrekleri tekrar çalışmamak üzere duruyor.
 
Hastaneye yatış süresi iki ayı bulduğu için "bilinçsizce” verilen narkotik ilaçlar beyin damarlarına zarar veriyor. Yanında kaldığım son gecenin sabahı tansiyonu 5`in altına düşünce acilen genel yoğun bakıma alınan anneciğimi 12 gün sonra yanına gittiğimde son görüşüm oldu. 13 Mart Pazar günü yanındaydım. İlk yanına girdiğimde 8 olan tansiyon 1-2 dakika sonra beşe düştü üçe düştü... Bağlı olduğu makinalar kalp atışlarının durduğunu söylüyordu...
 
Olanlara inanamıyorum, annem anneciğim... Allah'ım bütün bu olanlar, annemin puslu gözleri, şu gördüğüm manzara kâbus olmalıydı, ama değildi. Hayatımın en önemli ve en değerli varlığı olan annemi kaybetmiştim.
 
Belki artık annemin yemeklerini ona sorup yapamayacağım, annemden gördüğüm ama ille de ona sormadan yapamadığım yemekleri O`na soramadan yapacağım. Anjiyo için hastaneye gitmeden hemen önce kendi elleri ile kesip bana getirdiği erişteyi çorba yaparken iki damla yaş süzülecek gözlerimden... Oğlumun: “-Anne, anneannem gelsin artık, onu özledim.” dediğinde ben de oğlum deyip ne diyeceğimi bilemeyeceğim bazen. Annemin torununu severken çektiğim videolarını izleyip teselli olacağım belki. Uyuya kalıp oğlumun üzerini örtemediğim gecelerde annemin "sabaha kadar sizin üstünüzü örtmekten uyuyamazdım "sözü gelecek kulaklarıma.
 
Çocukluğumda babamın iş için şehir dışına gittiği gecelerde anneme sarılıp yattığım ve o anki mutluluğum gelecek aklıma. Sanki bir gün çıkıp gelecek zannedeceğim hep. Hayatın içinde olsam da aklımda kalbimin bir köşesinde bir acı olacak. Annemle hastanedeki konuşmalarımızı, çıkınca neler yapacağımızı konuştuğum günler gelecek aklıma. Eşimin askerden geleceği hafta:  “-Sen git, yapacağın başka yemekleri yap, istediği içli köfteleri ben yaparım sen ince açamazsın." demesini düşüneceğim, annemsiz yapmaya çalışacağım her içli köftede... Ve yürüyerek gittiği hastanenin yoğun bakımında gördüğüm son manzarayı düşüneceğim düşünmek istemesem de...
 
Hatice Güzel

Lezzetçi | www.lezzetci.com